Gerede Devlet Hastanesi

Bolu İl Sağlık Müdürlüğü
Gerede Devlet Hastanesi

Facebook Twitter Google Plus Linkedin

Antibiyotik Direnci Nedir?

Güncelleme Tarihi: 06/03/2018

Küresel Bir Saglik Sorunu Olarak Antibiyotik Direnci

Antibiyotikler, mikroorganizmalarin neden oldugu enfeksiyon hastaliklarinin tedavisinde ve profilaksisinde kullanilan, klinik açidan çok büyük önem tasiyan ilaçlardir. Antibiyotiklerin kesfi, insan sagligi açisindan önemli bir dönüm noktasi olmus ve bu ilaçlarin klinikte kullanilmasini takiben enfeksiyon hastaliklarina bagli mortalite ve morbidite oranlari dramatik olarak azalmistir. Bununla birlikte antibiyotiklerin kesfiyle neredeyse es zamanli olarak, mikroorganizmalarin bu ilaçlara karsi direnç kazanabilecegi ve gerekli önlemlerin alinmamasi durumunda mevcut antibiyotiklerin enfeksiyon hastaliklarinin tedavisinde etkisini kaybedecegi, dolayisiyla insanligin antibiyotik öncesi dönemle yeniden karsilasabilecegi öngörülmüstür.

Antibiyotik direncinin klinik yansimasinin korkulan boyutlara ulasmasini engellemek için yapilacak girisimlerden birisi yeni antibiyotik ilaçlarin kesfi olarak degerlendirilmis ve penisilinin kesfini takiben, bu alanda kisa süre içinde büyük gelisme saglanmistir. Ancak o dönemde de,  direnç gelisiminin önüne geçilmedigi sürece, insanligin patojen mikroorganizmalarla savasi eninde sonunda kaybetmeye mahkûm oldugu kehaneti, endise yaratmaya devam etmistir. Nitekim yeni antibiyotik kesifleri son dekadlarda büyük ölçüde yavaslarken, çoklu antibiyotik direnci gösteren mikroorganizmalara rastlanma sikligi önemli ölçüde artmis ve antibiyotiklerin etkisini kaybettigi bir gelecek giderek daha yakinda belirmeye baslamistir.

Antibiyotik direncini önlemeye yönelik küresel girisimlerin öneminin fark edilmesi yeni bir durum degildir. Dünya Saglik Örgütü Genel Kurulu 1998 yilinda üye ülkelerin antibiyotik direncine karsi harekete geçmesi kararini almis; 2001 yilinda antibiyotik direncinin sinirlandirilmasina yönelik DSÖ Global Strateji ’si yayinlanmistir. Dünya Saglik Örgütü Genel Kurulu’nun 2005 yili karari, antibiyotik direncini sinirlama konusunda kaydedilen ilerlemenin yavasligina dikkat çekerek saglayici ve tüketicileri akilci antibiyotik kullanimina çagirmistir. Halk saglina yönelik tehdidin önemine dikkat çekmek adina DSÖ, 2011 Dünya Saglik Gününün temasini antibiyotik direnci olarak belirlemis ve direnç gelisimini durdurmak için tüm dünyayi bu konuyu düsünmeye, konuyla ilgili harekete geçmeye ve sorumluluk almaya çagirmistir.

Antibiyotik direnci tüm dünyayi ve sadece bu günü degil gelecegi de ilgilendiren, çok önemli bir saglik sorunudur. Günümüz teknolojik ve ekonomik kosullarinin yardimiyla uluslararasi seyahat sikliginin artmasinin bir sonucu olarak, dünyanin herhangi bir bölgesinde ortaya çikan antibiyotik direnci sorunu çok kisa süre içinde tüm dünyayi kapsayan bir boyuta ulasmaktadir. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalismalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altina alinmasinda kilit rol oynamakta, ancak basariya ulasmak için tüm ulusal programlarin ayni basari seviyesine ulasmalari gerekmektedir. Zira dünyanin herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanin sorunudur.

Dünya Saglik Örgütü’nün antibiyotiklere direnç gelisimiyle mücadele için belirledigi program, konuyla ilgili ulusal programlarin hazirlanmasini, programa uyulmasini ve sivil toplum katiliminin tesvik edilmesini; denetim ve laboratuvar kapasitelerinin artirilmasini; temel ve etkisi kanitlanmis ilaçlara kesintisiz erisimin saglanmasini; uygun hasta bakimiyla birlikte antibiyotiklerin (veterinerlik, tarim ve hayvancilik, tekstil sektörü vb. kullanimlari da dahil) akilci kullanimlarinin düzenlenmesini; enfeksiyon hastaliklarinin gelismesinin ve kontrol edilmesinin daha etkili hale getirilmesini ve yeni ilaçlarin gelistirilmesine yönelik AR-GE çalismalarini kapsayan ulusal ve uluslararasi pek çok kurum, organizasyon ve sivil toplumun koordinasyon ve isbirligini gerektiren bir hareket planini içermektedir.

Antibiyotik Direnci Tanimi ve Algisi

Ilaçlarin belirli bir dozda olusturdugu etkinin ayni dozda tekrarlayan kullanimlarindan sonra azalmasi veya ayni etkiyi olusturmak için daha yüksek dozda kullanilmalarinin gerekliligi, ilaç etkisine karsi direnç gelisimi olarak tanimlanmaktadir. Ayni durum, etki mekanizmasi vücutta hastalik olusturan patojenleri öldürmek veya baskilamak olan ilaçlar (antibiyotikler, antineoplastikler) için geçerli oldugunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsedilir.

Bakterilerde antibiyotiklere karsi direnç gelisiminden sorumlu olan genler spontan ya da indüklenen mutasyonlarla veya direnç genlerinin baska bakterilerden transfer edilmesiyle kazanilmaktadir. Antibiyotiklere maruziyet durumunda bu direnç genleri, bu genleri tasiyan bakterilerin hayatta kalma sanslari daha fazla oldugu için, dogal olarak seçilmekte ve bu genleri tasiyan bakterilerin ekosistemde kapladigi yer artmaktadir.

Antibiyotiklere karsi direnç gelisimi, antibiyotiklerin kesif sürecinin ilk zamanlarindan itibaren bilinmektedir. Zira penisilini kesfeden Alexander Fleming, 1945 yilinda Nobel ödülünü alirken yaptigi konusmasinda, laboratuvar ortaminda mikroorganizmalarin kendilerini öldürmeye yetmeyen dozlarda penisiline belirli bir süre maruz kalmalari durumunda penisilin direnci kazanacaklarini ve ayni durumun vücutta da geçerli oldugunu söylemistir.

Dogada antibiyotik direnç genlerinin varliginin kökeninin incelenmesine yönelik çalismalar bu genlerin ve dolayisiyla bakterilerde gözlenen antibiyotik direncinin insanlarin tedavi amaçli olarak antibiyotikleri kullanmaya baslamalarindan çok daha önce de var olan dogal bir fenomen oldugunu göstermektedir. Dogada antibiyotik varliginin antibiyotiklerin kesfinden çok daha önce de mevcut oldugu düsünüldügünde bunun beklenilen bir durum oldugu kabul edilebilir.

Günümüzde antibiyotik direnç mekanizmalari bakterilerin evrimsel sürecinin bir parçasi olarak kabul edilmektedir. Buna göre, antibiyotik direncinin hep var oldugu gibi her zaman da var olacagi ve etkisine direnç olmayan bir antibiyotigin olmadigi ve olmayacagi öngörülmekte ve antibiyotik direnciyle mücadele planinin bu varsayim üzerinden gerçeklestirilmesi gerektigi kabul edilmektedir. Ayrica, klinik açidan önem tasiyan direnç mekanizmalari ve dirençli bakteri türlerinin zaman içinde degisiklik gösterebilecegi düsünülmektedir. Bu nedenler, belirli araliklarla yeni antibiyotiklerin üretilmesinin; bu antibiyotiklerin belirli direnç mekanizmalarina spesifik olmalarinin ve kullanimlarinin bu durumlarla sinirli olmasinin gerektigini düsündürmektedir.

Son yillarda yapilan çalismalar belirli bir bakterideki çoklu ilaç direncinin yanisira, tüm bakterilerdeki direnç faktörlerinin toplamindan olusan ve “rezistom” adi verilen direnç havuzu kavramina yer vermektedir. Bu havuzdaki bakteriler sadece patojen bakterileri degil patojen olmayan bakterileri de kapsamaktadir. Bu yaklasim degisikliginin altinda yatan sebep, bakterilerin direnç genlerini horizontal olarak farkli bakteri türlerine aktarabilmeleridir. Rezistomun daha iyi anlasilmasinin, sadece içinde bulunulan zamanda klinik açidan önem tasiyan direnç mekanizmalarina yönelik degil, gelecekte önem kazanabilecek yeni direnç mekanizmalari hakkinda da fikir saglayarak yeni ilaçlarin kesif sürecinde önemli faydalar saglayabilecegi umut edilmektedir.